Ekim Geldi: Şimdi Yeniden Başlama Zamanı!

27 yıllık dijital yayıncılık yolculuğumdan yeni sezona Gül’ce notlar…

Gül Erçetingöz, 27 yıllık dijital yayıncılık deneyiminden ilhamla yeni başlangıçları, kişisel markayı ve güvenin gücünü GecceGusto köşesinde anlatıyor.

Gül Erçetingöz yazdı | GecceGusto

 

                 

Yazın son izleri üzerimizde, şehrin ritmi yeniden hızlanıyor. Takvimler doluyor, ertelenen buluşmalar planlanıyor, yeni projeler masaya geliyor. Ekim, bana hep aynı duyguyu getiriyor: Biraz toparlanmak, biraz cesaret toplamak ve yeniden başlamak.

Ama bu kez yeni sezona girerken yalnızca yapılacak işleri düşünmüyorum. Nasıl çalışmak istediğimi, ne üretmekten heyecan duyduğumu, hangi fikirlere gerçekten zaman ayırmak istediğimi de kendime soruyorum.

Belki sizin de yeni bir projeniz, büyütmek istediğiniz bir işiniz ya da uzun zamandır “bir gün” diyerek beklettiğiniz bir hayaliniz var. O yüzden bu ay köşemde, 27 yıllık dijital yayıncılık yolculuğumun bana öğrettiklerini paylaşmak istedim.

Bir başarı formülü olarak değil; değişen bir dünyada kendi yolunu bulmaya çalışan bir kadının Gül’ce notları olarak…

Bir Fikirle Başladı, Merakla Büyüdü

 

               

Ben dijital dünyaya 27 yıl önce, internet henüz hayatımızın merkezinde değilken adım attım. Bugün bize çok doğal gelen pek çok şeyin o günlerde nasıl karşılık bulacağını henüz bilmiyorduk. Ama ben bu yeni dünyanın içinde anlatılacak hikâyeler, kurulacak bağlar ve büyütülecek bir yayıncılık alanı gördüm.

Önce Gecce doğdu. Ardından değişen hayatı, okurun beklentilerini ve dijitalin sunduğu imkânları takip ederek GecceGusto ve GecceMekan ile yayın dünyamızı büyüttük.

Geriye dönüp baktığımda benim için en kıymetli olan, yıllardır bu dünyanın içinde olmak kadar, her dönem yeniden öğrenebilmek. Alıştığım bir yöntemin artık işe yaramadığını kabul etmek, başka bir yol denemek ve bütün bunları yaparken kendi bakış açımı korumak.

Çünkü bir işe başlamak cesaret istiyor. Onu yıllar boyunca canlı tutmak ise merak, emek ve değişime açık olmayı…

Teknoloji Değişti, Bağ Kurma İhtiyacımız Değişmedi

 

               

27 yılda telefonlarımızdan haber okuma alışkanlıklarımıza kadar hayatımızın pek çok ayrıntısı değişti. Sosyal medya, içerik üreticileri, kısa videolar, podcast’ler ve şimdi de yapay zekâ… Her biri yayıncılığın diline ve hızına yeni bir şey ekledi.

Bir zamanlar web sitesi kurmanın başlı başına yenilik sayıldığı günlerden, cebimizdeki telefonla kendi yayın alanımızı oluşturabildiğimiz bir döneme geldik.

Ben de bu dönüşümü yalnızca yayıncı olarak yaşamadım. Kişisel sosyal medya hesabımda 1,8 milyonluk bir topluluğa ulaşmak benim için çok kıymetli. O sayının arkasında yıllar içinde biriken paylaşımlar, sohbetler, karşılıklı merak ve güven var.

Bugün hâlâ bir paylaşımın altına gelen içten bir yorum, anlattığım bir deneyimin bir başkasına fikir vermesi ya da bir okurun “Tam da bunu düşünüyordum” demesi beni heyecanlandırıyor.

Çünkü ekranlar değişse de insanın anlaşılma, güvenme ve bağ kurma ihtiyacı değişmiyor. Bunu hatırlamak, dijital dünyada attığımız her adımı daha anlamlı hale getiriyor.

Görünürlük Bir Kapı Açar; İçeride Kalmanızı Değeriniz Sağlar

Sosyal medyada bazen görünür olmayı başlı başına bir hedefe dönüştürüyoruz. Daha çok paylaşmak, daha çok konuşulmak, her yeni formatta yer almak… Bunların hepsi işimizin bir parçası olabilir. Fakat asıl soruyu arada kaybediyoruz: İnsanlara ne veriyoruz?

Bir bilgi mi? Yeni bir bakış açısı mı? Denemek isteyecekleri bir fikir mi? Günlerine iyi gelecek bir duygu mu?

Ben hem yayıncılıkta hem kendi hesabımda bunu önemsemeye çalışıyorum. Bir içeriği hazırlarken yalnızca dikkat çekip çekmeyeceğini düşünmüyorum. Okuyan kişinin zamanına değip değmeyeceğini de düşünüyorum.

Bir duruşunuz olduğunda, insanlar zamanla sizi ne için takip ettiklerini biliyor. Neye heyecanlandığınızı, hangi ayrıntıyı fark ettiğinizi, bir konuya nasıl baktığınızı tanıyorlar.

Bence bir kimlik de böyle oluşuyor: Tek bir parlak paylaşımla değil, birbirini tamamlayan seçimlerle.

Kendinizi Anlatırken Hayatınızı Fazla Parlatmayın

 

                 

“Kişisel marka” kavramını çok konuşuyoruz. Ben bu ifadenin en çok “kişisel” tarafını önemsiyorum. Çünkü bizi birbirimizden ayıran şey, hayatımızı aynı kusursuz çerçeveye yerleştirmemiz olamaz.

Kendi hesabımda bazen bir moda haftasını, bazen yeni keşfettiğim bir lezzeti, bazen seyahati, bazen mutfağımı paylaşıyorum. Bazen de o gün aklıma takılan küçücük bir düşünceyi…

Bütün bunlar benim hayatımın, meraklarımın ve anlatma biçimimin parçaları. Kendimi tek bir konuya sıkıştırmadan, bu parçaların içinden kendi sesimle konuşmayı seviyorum.

Dijital dünyada yerini bulmak isteyenlere de önce şu soruyu sormalarını öneririm: “Beni takip eden birinin hayatına ne katmak istiyorum?”

Bu sorunun cevabı netleştikçe ne paylaşacağınız da nasıl anlatacağınız da daha doğal bir şekilde ortaya çıkıyor. Zamanla takipçi sayısının ötesinde bir ilişki kurmaya başlıyorsunuz. Benim topluluk dediğim şey tam da bu.

Yeniliği Öğrenin, Seçimlerinizi Kendiniz Yapın

Bu yolculukta yenilikten korkmamayı öğrendim. Aynı zamanda her yeni aracı kullanmak zorunda olmadığımı da…

Bugün yapay zekâ üzerine konuşuyoruz. Yarın başka bir teknoloji gündemimize gelecek. Platformlar değişecek, yeni anlatım biçimleri ortaya çıkacak. Bütün bunlara merakla yaklaşmayı değerli buluyorum.

Yalnız, bir aracı hayatıma alırken kendime şu soruyu soruyorum: İşimi gerçekten iyileştiriyor mu? Bana düşünmek, araştırmak ve üretmek için alan açıyor mu?

Teknoloji bazı işleri hızlandırabilir, seçenekler sunabilir, yeni kapılar açabilir. Yine de neyi anlatacağıma, hangi bilgiyi kontrol edeceğime ve hangi cümlenin beni yansıttığına benim karar vermem gerekiyor.

Yıllar içinde edindiğimiz deneyim, sezgi ve bakış açısı bu yüzden hâlâ çok kıymetli.

Yeni Sezona Gül’ce Notlar

Ekimle birlikte yeni bir sayfa açmak isteyenlere, kendi yolculuğumdan kalan birkaç not bırakmak istiyorum. Ben de zaman zaman dönüp bunları kendime hatırlatıyorum.

Kendinizi Güncelleyin, Kendi Çizginizi Koruyun

Yeni olanı izleyin, öğrenin, deneyin. Size iyi geleni hayatınıza alın. Bir trendin içinde yer bulmak için sizi siz yapan özelliklerden vazgeçmeniz gerekmiyor.

İnsanların Zamanına Değecek Bir Şey Üretin

Bir paylaşım, bir yazı, bir proje… Ne hazırlıyorsanız karşısındaki kişiye ne katacağını düşünün. Bazen iyi araştırılmış bir bilgi, bazen küçük ama uygulanabilir bir öneri yeterlidir.

Kendi Sesinizi Bulmaya Zaman Verin

Sevdiğiniz insanlardan ilham alabilirsiniz. Ben de alıyorum. Ama kendi anlatımınız, neye dikkat ettiğinizi ve ne hissettiğinizi açıkça ifade ettikçe gelişiyor. İlk denemede kusursuz olmasını beklemeyin.

Güveni Her Gün Gözetin

Verdiğiniz sözler, paylaştığınız bilgiler, yaptığınız iş birlikleri… Hepsi zamanla insanların zihnindeki yerinizi oluşturuyor. İtibarınıza, büyümek istediğiniz rakamlar kadar özen gösterin.

Dijitalin İmkânlarını Ciddiye Alın

Bugün elinizdeki telefon bir fikrin başlangıç noktası olabilir. Öğrendiklerinizi paylaşabilir, işinizi anlatabilir, doğru insanlarla bağ kurabilirsiniz. Küçük bir başlangıcın nereye uzanacağını ilk gün bilmeniz gerekmiyor.

Bilmediğinizi Söylemekten Çekinmeyin

Yeni bir şey öğrenmenin yaşı yok. “Bunu bilmiyorum” diyebilmek, gelişmek için kendinize açtığınız bir alan. Ben hâlâ soruyorum, araştırıyorum ve öğreniyorum.

Üretmek İçin Alkışı Beklemeyin

Her emek hemen görünür olmayabilir. Bazı fikirler zaman ister, bazı işler birkaç denemeden sonra yolunu bulur. Sonucu değerlendirerek, gerektiğinde yönteminizi değiştirerek devam edin. İstikrarın içinde bu esneklik de var.

Başarı Bazen Sessizce Birikir

Bugün Gecce, GecceGusto ve GecceMekan ile yayıncılıkta, kişisel hesabımda ise topluluğumla birlikte üretmeye devam ediyorum. Yeni fikirler hâlâ beni heyecanlandırıyor. Bir işi daha iyi yapabileceğimi görmek hâlâ harekete geçiriyor.

27 yılın sonunda şunu daha iyi anlıyorum: Bir yolculuğun değeri yalnızca en çok konuşulduğu anlarda saklı değil. Hazırlıkta, araştırmada, yeniden denemekte ve kimsenin görmediği günlük emekte de saklı.

Bazen dönüp baktığınızda, o küçük adımların sizi ne kadar ileri taşıdığını fark ediyorsunuz. O gün sıradan görünen bir kararın, bugün hayatınızın önemli bir parçasına dönüştüğünü görüyorsunuz.

Bu yüzden yeni sezona girerken kendime büyük sözlerden önce birkaç sade hatırlatma yapıyorum: Merak etmeye devam et. Öğrenmeye alan aç. Değişmekten korkma. Kendi sesini duymayı ihmal etme.

Belki sizin için de ekim, beklettiğiniz o fikre ilk adımı atmanın zamanıdır. Yeni sezon hepimize cesur başlangıçlar, güzel karşılaşmalar ve üretmekten keyif alacağımız işler getirsin.

Gül’ce… 😉

Gül Erçetingöz
Kurucu & Kreatif Direktör — Gecce • GecceGusto • GecceMekan