Contemporary Istanbul 2026’yı Onların Gözünden Gezin: Dört İsimden Kaçırılmaması Gereken Eserler
Sedef Çalarkan, Merve Arkas, Ayşe Tolga ve İlksen Utlu’nun bakış açısından Contemporary Istanbul 2026’da görülmesi gereken eserleri ve galerileri keşfedin.

Gül Erçetingöz yazdı.
Contemporary Istanbul’un 21. edisyonu, Tersane İstanbul’u yeniden dev bir keşif alanına dönüştürdü. Peki 1.372 eser arasından hangilerinin karşısında mutlaka durmalı? Sedef Çalarkan, Merve Arkas, Ayşe Tolga ve İlksen Utlu’nun bakış açılarını buluşturan bu özel seçki; tasarımdan koleksiyonerliğe, iyi yaşamdan içsel farkındalığa uzanan dört farklı sanat rotası sunuyor.
Sanata Dört Ayrı Bakış, Tek Bir İstanbul Rotası
Contemporary Istanbul’u güçlü kılan yalnızca aynı çatı altında buluşturduğu sanatçıların sayısı değil; her ziyaretçiye bambaşka bir okuma alanı açması. Bir tasarımcı biçimin peşine düşerken koleksiyoner sanat tarihindeki kırılmaları izleyebilir. İyi yaşamla ilgilenen biri bedenin ve ruhun izlerini ararken, bir yazar sessizliğin ve hafızanın peşine takılabilir.
Bu nedenle bu yıl klasik bir “görülmesi gerekenler” listesi hazırlamak yerine dört farklı ismin dünyasından geçen dört ayrı rota oluşturduk. Ortaya, fuarı hızlıca tüketmek yerine eserlerle ilişki kurmayı öneren bir Contemporary Istanbul rehberi çıktı.
Bir Bakışta Contemporary Istanbul 2026
Contemporary Istanbul’un 21. edisyonu, 24–27 Eylül 2026 tarihleri arasında Tersane İstanbul’da ziyaret edilebiliyor. Fuar; 16 ülkeden 70 galeriyi, 736 sanatçıyı ve 1.372 eseri İstanbul’da buluşturuyor. İlk kez katılan 22 uluslararası galeri, fuarın küresel görünürlüğünü güçlendirirken Focus Asia bölümü Asya çağdaş sanatının farklı kuşaklarını İstanbul’a taşıyor.
Ana galeri seçkilerinin yanı sıra Newcomers, New Grounds, açık alan heykelleri ve özel projeler de ziyaret rotasının önemli durakları arasında. Fuar alanını tek seferde bitirmeye çalışmak yerine, ilgi alanınıza göre küçük rotalar oluşturmak çok daha güçlü bir deneyim sunuyor.
Sedef Çalarkan’ın Seçkisi: Geleneği Yeni Bir Dille Okuyan Eserler

Tasarımcı ve Lüks Marka Stratejisti
Sedef Çalarkan’ın dünyasında geçmiş, nostaljik bir dekor olarak kalmaz; bugünün tasarım diliyle yeniden yorumlanır. Osmanlı görsel kültüründen zanaata, güçlü formlardan çağdaş malzemelere uzanan yaklaşımı düşünüldüğünde onun Contemporary Istanbul rotasında hikâyesi ve tasarımı aynı anda güçlü olan işler öne çıkıyor.

Murat Palta — “The Sims.exe_2”
Murat Palta, Osmanlı minyatürünün ayrıntılı anlatım dilini dijital oyun dünyasının simgeleriyle buluşturuyor. “The Sims.exe_2”, iki farklı çağın görsel hafızasını mizah, eleştiri ve ince bir kültürel gözlemle yeniden kuruyor. Geleneksel bir tekniğin güncel hayatı anlatırken ne kadar canlı olabileceğini gösteren eser, fuarın en zeki karşılaşmalarından biri.
Eser: The Sims.exe_2
Sanatçı: Murat Palta
Yıl: 2025
Teknik: Baskı
Ölçü: 90 × 85 cm
Galeri: X-IST
Payidar Şeyma Alışır — “Untitled”
Porselen ve İznik çinisi çağrışımlı motifleri çağdaş bir portre diliyle birleştiren Payidar Şeyma Alışır, kadın imgesini adeta mimari bir hafıza alanına dönüştürüyor. Başın çevresinde yükselen desenler süsleme olmanın ötesine geçerek kimlik, miras ve aidiyet üzerine katmanlı bir anlatı kuruyor.
Eser: Untitled
Sanatçı: Payidar Şeyma Alışır
Yıl: 2026
Teknik: Baskı
Ölçü: 100 × 80 cm
Galeri: Vision Art Platform
Richard Deacon — “Cut & Fold #3”
Richard Deacon’ın paslanmaz çelik ile canlı turuncu yüzeyleri buluşturan heykeli, malzemenin sertliğini hareket duygusuyla kırıyor. Farklı bir açıdan her bakıldığında yeniden şekillenen eser, heykel ile mimari alan arasında dinamik bir ilişki kuruyor.
Eser: Cut & Fold #3
Sanatçı: Richard Deacon
Yıl: 2023
Malzeme: Paslanmaz çelik
Ölçü: 128 × 180 × 126 cm
Galeri: Galerie Thomas Schulte
GecceGusto Sanat notu: Sedef Çalarkan’ın rotası, geleneğin kopyalanmadan nasıl dönüştürülebileceğini ve güçlü bir formun kültürel hafızayla nasıl bağ kurabileceğini görmek isteyenler için.
Merve Arkas’ın Seçkisi: Zamana Direnen Formlar ve Sessiz Güç

Monreve Group Yönetim Kurulu Başkanı
Sanat, bağ kültürü, gastronomi ve yaşam stilini aynı dünyanın parçaları olarak gören Merve Arkas’ın seçkisinde ilk bakışta gösterişli görünmeyen; ancak karşısında zaman geçirdikçe derinleşen eserler öne çıkıyor. Bu rota, koleksiyoner bakışını güçlü bir mekân ve malzeme duygusuyla birleştiriyor.
Toko Shinoda — “Spirit”
Toko Shinoda’nın birkaç fırça darbesi ve geniş boşluklarla kurduğu “Spirit”, sadeliğin ne kadar yoğun olabileceğini gösteriyor. Eserdeki boşluklar tamamlanmamış alanlar değil; en az çizgiler kadar konuşan, kompozisyona nefes ve ritim kazandıran unsurlar. Hareket ile sükûnet arasındaki bu denge, Focus Asia bölümünün en zarif duraklarından birini oluşturuyor.

Eser: Spirit
Sanatçı: Toko Shinoda
Yıl: 2016
Teknik: Panele yerleştirilmiş kâğıt üzerine mürekkep, boya ve metalik pigment
Ölçü: 60 × 40 cm
Galeri: Takato Kano Gallery
Niki de Saint Phalle — “Obélisque aux coeurs rouges”
Niki de Saint Phalle’ın kalpler, kıvrımlı çizgiler ve canlı renklerle kapladığı obelisk formu, tarihsel bir güç simgesini neşeli ve özgür bir dile dönüştürüyor. İlk bakışta oyuncu görünen heykel; kadınlık, beden, iktidar ve kamusal alan üzerine sanatçının geliştirdiği güçlü anlatının izlerini taşıyor.
Eser: Obélisque aux coeurs rouges
Sanatçı: Niki de Saint Phalle
Yıl: 1988
Malzeme: Boyalı polyester reçine ve poliüretan vernik
Ölçü: 144,5 × 47 × 46 cm
Galeri: Galerie Vallois
Alice Aycock — “Spinning Top #2”
Bir hareketin tam ortasında donmuş izlenimi veren “Spinning Top #2”, mühendislik ile şiirselliği aynı formda buluşturuyor. Beyaz şeritlerin dönerek yükselen yapısı hem endüstriyel hem de şaşırtıcı ölçüde hafif görünüyor.
Eser: Spinning Top #2
Sanatçı: Alice Aycock
Yıl: 2023
Malzeme: Beyaz toz boya kaplı alüminyum
Ölçü: 112,4 × 73,7 cm
Galeri: Galerie Thomas Schulte
GecceGusto Sanat notu: Merve Arkas’ın rotasını acele etmeden gezin. Bu üç eser, ancak çevresinde dolaşıldığında ve ayrıntıları fark edildiğinde gerçek gücünü gösteriyor.
Ayşe Tolga’nın Seçkisi: Beden, Ruh ve İçimizdeki Karşıtlıklar

Oyuncu, Yazar ve İyi Yaşam Uzmanı
Ayşe Tolga’nın iyi yaşam yaklaşımı, bedeni ruhsal dünyadan ayırmıyor. Onun için hazırlanan rotada insanın içine dönmesini sağlayan, kırılganlığı görünür kılan ve bedeni yalnızca fiziksel bir form değil, duyguların taşıyıcısı olarak ele alan eserler yer alıyor.
Hande Şekerciler — “Antinomy no:019”
Birbirine geçen iki yüz ve onları çevreleyen eller… Hande Şekerciler’in heykeli, aynı insanın içinde eş zamanlı olarak yaşayan karşıt sesleri görünür kılıyor. Kapalı gözler içe dönüşü çağrıştırırken eller, korunma ile bastırılma arasında gidip gelen yoğun bir gerilim yaratıyor.

Eser: Antinomy no:019
Sanatçı: Hande Şekerciler
Yıl: 2026
Tür: Heykel
Ölçü: 43 × 26 × 26 cm
Galeri: JD Malat Gallery
Tracey Emin — “Choose Love”
Tracey Emin’in özgür ama kırılgan mavi çizgileri, uzanan çıplak bedeni erotik bir imgeden çıkarıp savunmasızlık ve yakınlık alanına taşıyor. “Choose Love”, sevmeyi seçmenin incinme ihtimalini de kabul etmek anlamına geldiğini hatırlatıyor.
Eser: Choose Love
Sanatçı: Tracey Emin
Yıl: 2024
Teknik: Baskı
Ölçü: 60 × 75 cm
Galeri: Gillian Jason Gallery
Gülnur Özsoy — “Statera III”
Akışkan ve organik formuyla “Statera III”, dengenin her zaman simetriden doğmadığını düşündürüyor. Heykelin kıvrımları, nefes alan ve sürekli dönüşen bir beden hissi yaratıyor. Sessizliğiyle öne çıkan çalışma, fuarın görsel yoğunluğu içinde izleyiciye küçük bir durma alanı açıyor.
Eser: Statera III
Sanatçı: Gülnur Özsoy
Galeri: Galeri Siyah Beyaz
GecceGusto Sanat notu: Ayşe Tolga’nın seçkisi, sanatı yalnızca gözle değil bedenle ve sezgiyle deneyimlemek isteyenlerin rotası.
İlksen Utlu’nun Seçkisi: Doğaya, Hafızaya ve İç Sesimize Kulak Vermek

Yazar ve Farkındalık Eğitmeni
İlksen Utlu’nun yazılarında doğa, insanın kendini yeniden duyabildiği bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Onun için hazırlanan seçki de yüksek sesli gösteriler yerine izleyiciyi yavaşlamaya, dikkat etmeye ve kendi iç sesiyle temas kurmaya çağıran eserlerden oluşuyor.
Andrea Bowers — “Inseparably Linked, Local Plant Studies”
Andrea Bowers, doğaya nasıl davrandığımızla birbirimize nasıl davrandığımız arasındaki bağın koparılamayacağını söylüyor. Karton, bitki betimleri ve metinsel öğelerle kurulan çalışma, ekolojik krizi dekoratif bir tema olmaktan çıkarıp etik bir meseleye dönüştürüyor: Birbirimizi korumadan doğayı koruyabilir miyiz?

Eser: Inseparably Linked, Local Plant Studies
Sanatçı: Andrea Bowers
Yıl: 2024
Teknik: Karton üzerine akrilik
Ölçü: 50,8 × 50,8 × 7,6 cm
Galeri: Jessica Silverman
Canan Savaş — “Çakal Düğünü” Serisi
Canan Savaş’ın babasının yıllar önce anlattığı bir Karadeniz hikâyesinden doğan “Çakal Düğünü”, kişisel hafıza ile coğrafyanın ortak hafızasını bir araya getiriyor. Güneşin ardından gelen sis ve yağmur, çakalların dağların tepesinde yaptığına inanılan görünmez düğün ve ıhlamur ağacının sarıları; sanatçının katmanlı yüzeylerinde masalsı bir atmosfere dönüşüyor.
Ahşap, joss paper, reçine ve yağlı boya gibi malzemelerin bir arada kullanılması, hikâyeyi yalnızca anlatmıyor; ona dokunsal bir hafıza da kazandırıyor.
Seri: Çakal Düğünü
Sanatçı: Canan Savaş
Galeri: Muse Contemporary
Alkan Avcıoğlu — “Reperceptions #3”
Fotoğraf, simülasyon ve dijital üretimin kesiştiği “Reperceptions #3”, geçmiş ile gelecek arasındaki sınırları belirsizleştiriyor. Ters yüz edilen kent görüntüsü, bildiğimiz bir yere yabancı bir gözle bakmamızı sağlıyor. Sanatçı, şehrin kaybolmakta olan hafızasını geleceğin görsel diliyle aynı eşikte buluşturuyor.
Eser: Reperceptions #3
Sanatçı: Alkan Avcıoğlu
Yıl: 2026
Teknik: Hahnemühle Fine Art Luster baskı
Ölçü: 220 × 123 cm
Edisyon: 3
Galeri: DIFOART Collective
GecceGusto Sanat notu: İlksen Utlu’nun rotası, fuarın kalabalığı içinde sesini biraz kısmak ve sanatla daha kişisel bir bağ kurmak isteyenler için.
GecceGusto Sanat’tan Fuarı Gezeceklere Küçük Bir Rehber
Contemporary Istanbul’a girer girmez bütün stantları aynı hızla dolaşmaya çalışmayın. Önce sizi gerçekten çağıran eserin önünde durun. Künyesini okumadan önce ne hissettirdiğine bakın; ardından sanatçı ve galeri bilgisine geçin. Büyük ölçekli işlerin çevresinde dolaşın, küçük eserlerle göz hizasında ilişki kurun ve mümkünse galericilere soru sorun.
Sedef Çalarkan’ın rotasında tasarım ile kültürel hafızanın, Merve Arkas’ın seçkisinde form ile zamanın, Ayşe Tolga’nın önerilerinde beden ile ruhun, İlksen Utlu’nun duraklarında ise doğa ile içsel farkındalığın izini sürebilirsiniz.
Çünkü iyi bir sanat fuarı gezisi, kaç eser gördüğünüzle değil; kaç eserin sizinle birlikte eve döndüğüyle ölçülür.
Contemporary Istanbul 2026’da İkinci Tur: Kalabalığın Arasında Kaçırmamanız Gereken Eserler

İlk dosyamızda Contemporary Istanbul 2026’nın büyük resmini, yıldız sanatçılarını ve fuarın öne çıkan projelerini konuşmuştuk. Şimdi ikinci tura çıkıyoruz: Kalabalığın arasında gözden kaçabilecek eserlerin, kişisel hikâyelerin ve gerçekten zaman ayırmaya değer sanatçıların peşindeyiz.
Jaume Plensa’nın yaklaşık yedi metre yüksekliğindeki Juana adlı heykeli, Haliç kıyısında Contemporary Istanbul 2026’nın en güçlü karşılaşmalarından birini yaratıyor. Fotoğraf: Tersane İstanbul
İlk Tur Bitti, Şimdi Gerçek Bakış Başlıyor
Bir sanat fuarına ilk girdiğimizde gözümüz ister istemez büyük isimlere, kalabalık stantlara ve fotoğrafı en çok çekilen işlere yöneliyor. Oysa ikinci turda bakış değişiyor. Bir eserin malzemesine, yüzeyine, taşıdığı kişisel hafızaya ve bizde bıraktığı duyguya daha çok yaklaşmaya başlıyoruz.
Contemporary Istanbul’un 21. edisyonu, 24–27 Eylül 2026 tarihleri arasında Tersane İstanbul’da genel ziyarete açık. Güncellenen resmî bilgilere göre fuar; 16 ülkeden 70 galeriyi, 736 sanatçıyı ve 1.372 eseri Haliç kıyısında bir araya getiriyor. Katılımcılar arasında 22 yeni uluslararası galeri bulunuyor. Fuara yayılan 12 anıtsal açık hava işi ise sergi deneyimini salonların dışına taşıyor.
Bu ikinci GecceGusto Sanat rotasında hedefimiz her şeyi görmek değil; gerçekten hatırlanacak işleri seçmek.
Bir Bakışta Ziyaret Bilgileri
Genel ziyaret günleri: 24–27 Eylül 2026
Mekân: Tersane İstanbul
Katılım: 16 ülkeden 70 galeri
Seçki: 736 sanatçı, 1.372 eser
Focus Asia: Hong Kong, Tokyo, Seul, Singapur ve Yeni Delhi’den galeriler ve sanatçılar
Açık hava rotası: Haliç kıyısında 12 anıtsal heykel
Ücretsiz ulaşım: Kadıköy, Beşiktaş ve Kabataş’tan rezervasyonlu tekne seferleri; Şişhane Metro ve Halıcıoğlu Metrobüs’ten ring servisleri
Öğrenci avantajı: 24 ve 25 Eylül’de 17.00–20.00 arasında üniversite öğrencilerine ücretsiz giriş
Güncel saat, ulaşım rezervasyonu ve bilet bilgileri için Tersane İstanbul’un Contemporary Istanbul sayfası kontrol edilmeli.
Bir Aile Hikâyesinden Sanata: “Çakal Düğünü”
Contemporary Istanbul 2026’da geleneksel görsel hafıza, güncel sanatın yeni diliyle yeniden yorumlanıyor. Fotoğraf: Koray Erdoğan / Türkiye Today
Canan Savaş’ın “Çakal Düğünü” serisi, kişisel hafızanın nasıl ortak bir kültürel anlatıya dönüşebileceğini gösteren işlerden. Serinin çıkışında sanatçının babasından dinlediği bir Karadeniz hikâyesi var. Rivayete göre çakallar, insanlar onları görmesin diye dağların tepelerinde düğün yapar. Güneşin ardından sisin geldiği, kısa bir yağmurun başladığı o tuhaf hava hâline de “çakal düğünü” denir.
Hikâyenin Japon kültüründe de benzer bir karşılığının bulunması, eseri yerel bir anıdan çıkarıp kültürler arasında dolaşan bir mite dönüştürüyor. Sanatçı ahşap, joss paper, reçine ve yağlı boyayı aynı yüzeyde buluştururken Karadeniz’in nehirlerine, sisine ve aile evinin yanındaki ıhlamur ağacına göndermeler yapıyor.
Burada malzeme yalnızca teknik bir tercih değil; hatırlamanın katmanları. Reçinenin altında korunan yüzey, belleğin bazı anları saklama biçimini çağrıştırıyor.
Renkli Görünen Her Şey Hafif Değildir
Niki de Saint Phalle’in Obélisque aux cœurs rouges adlı eseri, neşeli renklerin ardında beden, iktidar ve özgürlük üzerine güçlü bir feminist dil kuruyor.
Niki de Saint Phalle’in kalpleri, fantastik figürleri ve canlı renkleri ilk bakışta oyunbaz görünebilir. Ancak sanatçının dünyasında renk, dekoratif bir neşe değil; tarih boyunca kadın bedenine yöneltilen bakışa karşı geliştirilmiş cesur bir savunma biçimidir.
Obélisque aux cœurs rouges, anıt geleneğinin sert ve eril formunu kırmızı kalplerle, organik çizgilerle ve beklenmedik figürlerle dönüştürüyor. Heykelin çekiciliği tam da bu karşıtlıkta yatıyor: Ciddi bir tarihsel form, özgür ve asi bir kadın enerjisiyle yeniden yazılıyor.
Aynı rotada Tracey Emin’in kırılgan çizgilerine de yeniden bakın. Emin’in eserlerinde beden, seyredilecek kusursuz bir imge değil; hafızayı, arzuyu ve incinme ihtimalini üzerinde taşıyan açık bir günlük gibi.
Verinin İçinde İnsan, Yüzeyin Altında Hafıza
Eser Gündüz’ün üretimi; teknoloji tarihini, veri kültürünü ve resmin belleğini aynı yüzeyde buluşturuyor. Fotoğraf: Au Cube / Daily Art Fair
Eser Gündüz’ün ABACUS adlı çalışması, klasik bir resim çerçevesini günümüzün şemaları, devreleri ve hesaplama sistemleriyle karşı karşıya getiriyor. Abaküsten algoritmaya uzanan hesaplama tarihi, eserde yalnızca teknolojik ilerlemenin değil, insanın dünyayı ölçme ve kontrol etme arzusunun da sembolüne dönüşüyor.
Gündüz’ün katmanlı yüzeylerinde eski ile yeni birbirini iptal etmiyor. Geleneksel çerçeve geçmişin otoritesini temsil ederken üzerine eklenen teknik çizimler bugünün veri çağını içeri sızdırıyor. Sonuç, hem tanıdık hem de zihinsel olarak huzursuz edici.
Guillaume Grando’nun Surface & Depth serisi ise yüzeye çok daha sessiz bir yerden yaklaşıyor. Reçine ve akrilik katmanları, ışığın yüzeyde kırılmasını sağlarken izleyiciyi görünen ile saklı kalan arasındaki mesafeyi düşünmeye davet ediyor.
Bedenin İçinde Kaç Kişi Yaşıyor?
Hande Şekerciler, geleneksel heykel tekniklerini üç boyutlu modelleme ve dijital üretim süreçleriyle bir araya getiriyor. Fotoğraf: JD Malat Gallery
Hande Şekerciler’in Antinomy serisi, insanın tek ve değişmez bir kimlikten oluşmadığını hatırlatıyor. Birbirine yaklaşan iki yüz, kapanan gözler ve ifadeyi kesintiye uğratan eller; aynı bedende taşıdığımız karşıt ruh hâllerini görünür kılıyor.
Antinomy no:019’a bakarken yalnızca iki figür görmüyoruz. Susmak ile konuşmak, saklanmak ile görünmek, içe dönmek ile temas kurmak arasındaki gerilimi izliyoruz. Heykelin psikolojik etkisi biçimsel ustalığından geliyor; fakat zihinde kalmasını sağlayan şey, izleyiciye kendi iç seslerini hatırlatması.
Şekerciler’in pratiğinde bronz, paslanmaz çelik ve mermer gibi geleneksel malzemeler; üç boyutlu tarama, dijital modelleme ve çağdaş üretim yöntemleriyle buluşuyor. Teknoloji burada gösterişli bir sonuç değil, sanatçının elini genişleten yeni bir atölye aracı.
Sanat Eve Girdiğinde Hikâye Değişir
Bir eseri beyaz galeri duvarında görmekle onunla aynı evde yaşamak arasında bambaşka bir ilişki var. Fotoğraf: Tersane İstanbul
Sanat fuarlarında en sık yapılan hata, eseri yalnızca standın steril beyaz duvarı içinde değerlendirmek. Oysa koleksiyon fikri, bir eserin gündelik hayata nasıl karışacağını hayal ettiğimiz anda başlıyor.
Artur Eranosian’ın sade geometrileri, Günnur Özsoy’un organik heykelleri ve Richard Deacon’ın mimari formları farklı yaşam alanlarında farklı etkiler yaratıyor. Burada “koltuğa uyan tablo” aramaktan söz etmiyorum. Asıl mesele, mekâna yalnızca renk değil, yeni bir düşünce ve ritim ekleyebilecek işi seçmek.
Bir eserle yaşamak istiyorsanız kendinize şu soruları sorun: Sabah başka, akşam başka görünüyor mu? Yanından her geçişimde yeni bir ayrıntı fark ediyor muyum? Mekânı tamamlıyor mu, yoksa ona iyi anlamda meydan mı okuyor?
Heykel Mekânı Bölmez, Onu Yeniden Kurar
Richard Deacon, Cut & Fold #3, 2023. Paslanmaz çelik, 128 × 180 × 126 cm. Fotoğraf: Galerie Thomas Schulte
Richard Deacon’ın Cut & Fold #3 adlı heykeli, paslanmaz çeliğin soğuk yüzeyi ile parlak turuncu iç bölümler arasında güçlü bir gerilim kuruyor. İş, tek bir açıdan okunmayı reddediyor; çevresinde dolaştıkça boşluklar, kesişmeler ve renk dengesi değişiyor.
Bu tür bir heykel yalnızca bulunduğu mekânda yer kaplamaz. İzleyicinin hareketini yönlendirir, görüş çizgisini keser ve mekânın mimarisini yeniden tarif eder. Contemporary Istanbul’u gezerken heykellere uzaktan bakıp geçmek yerine mutlaka çevrelerinde dolaşın.
Alice Aycock’un Spinning Top #2 adlı beyaz alüminyum heykeli de benzer biçimde durağan malzemeye hareket duygusu kazandırıyor. Kasırgayı ya da donmuş bir hava akımını çağrıştıran form, enerjinin fiziksel bir nesneye nasıl dönüştürülebileceğini gösteriyor.
İznik’ten Sumi-e’ye: Doğu’nun Hafızası Yeni Bir Dille Dönüyor
Katsushika Hokusai, Thirty-six Views of Mount Fuji: Enoshima Island in Sagami Province. Takato Kano Gallery. Fotoğraf: Artsy / Takato Kano Gallery
Focus Asia’nın en değerli tarafı, “Asya sanatı” gibi geniş bir tanımı tek bir estetik kalıba hapsetmemesi. Japon mürekkep geleneğinden çağdaş dijital üretime, tarihsel baskılardan yeni nesil yerleştirmelere uzanan çok katmanlı bir panorama karşımıza çıkıyor.
Toko Shinoda’nın birkaç fırça darbesi ve geniş boşluklarla kurduğu eserler, sessizliğin de bir kompozisyon unsuru olabileceğini hatırlatıyor. Çizginin bittiği yerde boşluk konuşmaya başlıyor.
Payidar Şeyma Alışır’ın portreleri ise İznik çinilerini çağrıştıran desenleri çağdaş kadın imgesiyle birleştiriyor. Mimariye benzeyen başlıklar, yüzü süsleyen bir aksesuar olmaktan çıkarak kültürel hafızanın taşınabilir yapısına dönüşüyor.
Murat Palta’nın minyatür estetiğiyle dijital oyun kültürünü aynı düzlemde buluşturan yaklaşımı da geçmişi müzede dondurmak yerine bugünün mizahı ve görsel kodlarıyla yeniden dolaşıma sokuyor.
GecceGusto Sanat’ın İkinci Tur Rotası
Contemporary Istanbul’u iyi gezmenin sırrı, her eseri görmek değil; size gerçekten seslenen işlerle daha uzun süre kalmak. Fotoğraf kolajı: Koray Erdoğan / Türkiye Today
Haliç kıyısından başlayın: Jaume Plensa’nın Juana heykelini farklı uzaklıklardan izleyin.
Mitoloji ve hafıza rotası: Canan Savaş’ın Çakal Düğünü serisindeki malzeme katmanlarına yaklaşın.
Feminist bakış: Niki de Saint Phalle ile Tracey Emin arasındaki renk ve kırılganlık farkını okuyun.
Dijital çağ: Eser Gündüz’ün tarih, veri ve teknoloji arasında kurduğu gerilimi inceleyin.
Beden ve psikoloji: Hande Şekerciler’in Antinomy no:019 eserinin çevresinde dolaşın.
Mekân ve form: Richard Deacon ve Alice Aycock’un heykellerine tek açıdan bakmayın.
Focus Asia: Hokusai’nin tarihsel perspektifinden Toko Shinoda’nın sessiz soyutlamasına uzanan çizgiyi takip edin.
Bir Eseri Seçmenin En İyi Yolu: Biraz Yavaşlamak
Fuarın kalabalığı, sürekli fotoğraf çekme isteği ve “önemli işi kaçırıyorum” endişesi bakışımızı yorabilir. Bu nedenle son yarım saatinizi daha önce önünden geçtiğiniz birkaç esere geri dönmek için ayırın.
Eser künyesini okumadan önce yalnızca bakın. Size ne hissettirdiğini fark edin. Ardından malzemesine, tarihine ve sanatçının yaklaşımına geçin. İlk izleniminizle öğrendiğiniz bilgiler arasındaki fark, sanatla kurduğunuz gerçek ilişkinin başladığı yerdir.
Contemporary Istanbul’un bu yılki seçkisi bize şunu hatırlatıyor: Sanat dünyayı açıklamak zorunda değil. Bazen yalnızca doğru soruyu, doğru anda karşımıza çıkarması yeterli.


