Contemporary Istanbul 2026 Rehberi: Johnny Depp’ten Yayoi Kusama’ya, Tersane İstanbul’da Sanatın Yeni Rotası
Contemporary Istanbul 2026, 24–27 Eylül’de Tersane İstanbul’da. Johnny Depp’in ilk heykeli The Bunnyman, Yayoi Kusama, Judy Chicago, Tracey Emin ve Türk sanatçılarla fuarın öne çıkanlarını keşfedin.
GecceGusto Sanat
İstanbul’un sanat takvimi yeniden hızlanıyor. Contemporary Istanbul, 21. edisyonunda 24 ülkeden 70’in üzerinde galeriyi Tersane İstanbul’da buluştururken; Johnny Depp’in ilk heykelinden Yayoi Kusama’nın hipnotik dünyasına, feminist sanatın öncü isimlerinden yükselen Türk sanatçılara uzanan güçlü bir seçki sunuyor.
Contemporary Istanbul 2026, Haliç kıyısındaki Tersane İstanbul’u beş gün boyunca uluslararası sanat dünyasının buluşma noktasına dönüştürüyor. Fotoğraf: Contemporary Istanbul basın seçkisi
İstanbul’un Sanat Sezonu Tersane’de Açılıyor
Contemporary Istanbul’un 21. edisyonu, 23 Eylül’deki özel ön izleme gününün ardından 24–27 Eylül 2026 tarihleri arasında genel ziyarete açılıyor. Tersane İstanbul’un tarihi dokusunda gerçekleşen fuar; galerileri, sanatçıları, koleksiyonerleri, küratörleri ve sanat meraklılarını aynı atmosferde buluşturuyor.
Bu yıl rakamlar kadar seçkinin yönü de dikkat çekici: 24 ülkeden 70’in üzerinde galeri İstanbul’a gelirken, 22 galeri fuara ilk kez katılıyor. Böylece Contemporary Istanbul yalnızca Türkiye’deki sanat üretimini görünür kılan bir platform değil, Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Amerika arasında giderek güçlenen kültürel bir geçiş noktası olma iddiasını da büyütüyor.
Fuarı yalnızca “hangi sanatçı var?” sorusuyla gezmek artık yeterli değil. Asıl mesele, sanatın moda, sinema, tasarım, teknoloji ve popüler kültürle nasıl yeni ilişkiler kurduğunu görmek. 2026 seçkisi tam da bu nedenle daha geniş bir izleyiciye sesleniyor.
Bir Bakışta Contemporary Istanbul 2026

Tarihi tersane yapıları, çağdaş mimari ve Haliç manzarası fuar deneyiminin doğal dekorunu oluşturuyor. Fotoğraf: Contemporary Istanbul basın seçkisi
Özel ön izleme: 23 Eylül 2026
Genel ziyaret: 24–27 Eylül 2026
Mekân: Tersane İstanbul, Haliç
Katılım: 24 ülkeden 70’in üzerinde galeri
Yeni katılımcılar: 22 galeri
Öne çıkan bölüm: Focus Asia
Özel projeler: Yayoi Kusama, Jaume Plensa, A.A. Murakami, Chisato Matsumoto, Shozo Shimamoto ve Johnny Depp
Güncel ziyaret saatleri, biletler ve ulaşım bilgileri için Contemporary Istanbul’un resmî internet sitesi kontrol edilmeli.
Fuarın En Popüler Sürprizi: Johnny Depp’in İlk Heykeli İstanbul’da

Johnny Depp, resim ve çizimlerinde uzun süredir kullandığı Bunnyman karakterini ilk kez iki metre yüksekliğinde bir heykele dönüştürdü. Fotoğraf: Sanatçı ve Sigg Art Foundation
Contemporary Istanbul 2026’nın sanat çevrelerinin dışına taşan en çok konuşulan işi kuşkusuz Johnny Depp’in ilk heykeli The Bunnyman. İki metre yüksekliğindeki beyaz bronz heykel; yarı insan, yarı tavşan bir koruyucu figürü “gerçeğin kılıcı” ile birlikte tasvir ediyor.
Eserin çıkış noktası oldukça kişisel. Figür, Depp’in çocukluk rüyalarıyla oğlu Jack’in yaklaşık beş yaşındayken yaptığı bir çizimin yıllar sonra aynı imge içinde buluşmasından doğuyor. Daha önce sanatçının resimlerinde, baskılarında ve kolajlarında görülen karakter, Milano’daki Fonderia Artistica Battaglia’da kayıp mum tekniğiyle üç boyutlu forma taşındı.
Sinema yıldızlarının görsel sanatlara yönelmesi yeni değil; ancak The Bunnyman’ın önemi yalnızca bir ünlü isme ait olmasından kaynaklanmıyor. Eser, şöhretin çağdaş sanat içindeki görünürlüğü nasıl artırdığını ve popüler kültürün sanat fuarlarına yeni bir izleyici çekme gücünü de tartışmaya açıyor. Onu fuarın “Instagram anı” olarak görmek kolay; asıl ilginç olan ise çocukluk hafızası, aile ve tekrar eden imgeler üzerinden kurduğu kişisel mitoloji.
Johnny Depp’in görsel sanat pratiği, eskizden resme ve şimdi de heykele uzanıyor. Fotoğraf: Sigg Art Foundation
Focus Asia: İstanbul Bu Yıl Yüzünü Doğu’ya Dönüyor
Fuarın 2026’daki en belirgin küratoryal yönelimi Focus Asia. Bölüm, Asya’nın farklı sanat merkezlerinden gelen galerileri, sanatçı sunumlarını, kurumsal iş birliklerini ve konuşmaları İstanbul’da bir araya getiriyor.
Bu odak yalnızca coğrafi bir genişleme anlamına gelmiyor. Avrupa merkezli çağdaş sanat anlatısının dışına çıkan yeni estetik dilleri, koleksiyon alışkanlıklarını ve üretim biçimlerini görme fırsatı sunuyor. Hong Kong, Şanghay, Pekin ve Tokyo gibi merkezlerden gelen galeriler; İstanbul’un Doğu ile Batı arasında kurduğu tarihsel bağın güncel sanat piyasasındaki karşılığını görünür hâle getiriyor.
Yayoi Kusama’nın tekrar, sonsuzluk ve benlik algısıyla oynayan evreni; Shozo Shimamoto’nun Japon avangardına uzanan deneysel dili ve A.A. Murakami’nin bilim, doğa ve teknolojiyi buluşturan üretimleri, Focus Asia’nın farklı kuşaklar arasında kurduğu güçlü diyaloğu temsil ediyor.
Kadın Bedeni Artık Bakılan Değil, Konuşan Taraf

Judy Chicago, Woman with Orange Flares, 1972. Fotoğraf, 103 × 77,5 × 4,5 cm. Jessica Silverman Gallery
Fuarın en güçlü hatlarından biri, feminist sanatın farklı kuşaklarını yan yana getirmesi. Judy Chicago’nun 1972 tarihli Woman with Orange Flares çalışması, doğayı pasif bir fon olmaktan çıkarırken kadın bedenini de temsil edilen bir nesne değil, alanı dönüştüren özne olarak konumlandırıyor.
Chicago’nun turuncu dumanlarla manzaraya müdahale eden figürü, sanatçının kadınların sanat tarihindeki görünmezliğine karşı geliştirdiği radikal dilin erken örneklerinden biri. Bugünden bakıldığında çalışma; beden, çevre, iklim ve kamusal alan tartışmalarıyla yeniden güncellik kazanıyor.
Tracey Emin, Choose Love, 2024. Baskı, 60 × 75 cm. Gillian Jason Gallery
Tracey Emin’in Choose Love adlı çalışması ise kırılganlığı saklamıyor; tam tersine onu doğrudan bir ifade biçimine dönüştürüyor. Akışkan mavi çizgilerle kurulan beden, aşkın romantik yüzünden çok hafıza, arzu ve yara izleriyle ilgileniyor.
Niki de Saint Phalle’in kalpler, fantastik figürler ve parlak renklerle kurduğu Obélisque aux cœurs rouges ise anıtsal formun ciddi ve erkeksi tarihini neşeli bir feminist enerjiyle ters yüz ediyor. Bu üç ismi yan yana görmek, feminist sanatın tek bir estetikten değil; öfke, mizah, arzu, oyun ve kişisel tarihten beslenen çoğul bir dilden oluştuğunu hatırlatıyor.
Dünya Galerilerinde Türkçe Bir İmza
Sıla Candansayar, Glousse, 2026. Resim, 165 × 165 × 5 cm. Galerie Michel Rein
Contemporary Istanbul’un en heyecan verici taraflarından biri, Türk sanatçıların yalnızca yerli galerilerde değil, uluslararası galerilerin seçkilerinde de karşımıza çıkması. Bu görünürlük, sanatçıların üretimlerinin küresel dolaşıma girmesi ve farklı koleksiyonlarla buluşması açısından kritik önem taşıyor.
Ali Kazma ve Hande Şekerciler gibi uluslararası alanda tanınan isimlerin yanında Eser Gündüz ve Sıla Candansayar gibi yeni kuşak sanatçıların görünürlüğü, Türkiye çağdaş sanatının tek bir anlatıya sığmadığını gösteriyor.
Candansayar’ın anatomi ile matematiği buluşturan yaklaşımı; ahşap, üfleme cam, seramik ve üç boyutlu baskı gibi farklı teknikleri aynı düşünce ekseninde birleştiriyor. Onun üretiminde zanaat ile dijital teknoloji rakip değil, birbirini tamamlayan iki ayrı hafıza alanı.
Hande Şekerciler, Antinomy no:019, 2026. Heykel, 43 × 26 × 26 cm. JD Malat Gallery
Hande Şekerciler’in Antinomy serisi, insanın iç dünyasındaki çatışmaları iki figürün birbirinin görme ve konuşma eylemini engellemesi üzerinden görünür kılıyor. Heykel, günümüzün iletişim çağında aynı anda hem sürekli konuşup hem de birbirimizi duyamama hâlimizin çarpıcı bir metaforuna dönüşüyor.
Geçmişle Gelecek Aynı Karede
Halil Altındere, Osmanlı Şehzadelerinin Dronlu Sünnet Şenliği, 2026. Tuval üzerine akrilik, sarı ve beyaz altın. PİLOT
Halil Altındere’nin Osmanlı minyatür estetiğini dronlar, jetler ve jet skilerle buluşturduğu işi, fuarın en kolay hatırlanacak eserleri arasında. Geçmişi nostaljik bir vitrine yerleştirmek yerine bugünün gözetleme teknolojileri ve gösteri kültürüyle çarpıştırıyor.
Belkıs Balpınar’ın dokuma sanatını çağdaş soyutlamayla buluşturan Dive / Dalış adlı eseri, tekstilin dekoratif sanat olarak görülmesine meydan okuyor. Ali Alışır’ın dijital çağın bedeni üzerine düşündüren hibrit figürleri ile Payidar Şeyma Alışır’ın İznik çinilerini çağrıştıran görsel dili ise geleneksel motiflerin bugünün imge dünyasında nasıl yeniden yaşayabileceğini gösteriyor.
Fuarın bu bölümü bize şunu söylüyor: Çağdaş olmak geçmişi terk etmek değil; geçmişle bugünün araçları üzerinden yeni ve bazen rahatsız edici bir ilişki kurmak demek.
Mustafa Horasan’a Sessiz Bir Selam

Mustafa Horasan, 2023
Contemporary Istanbul 2026’nın en duygusal duraklarından biri, yakın zamanda kaybettiğimiz Mustafa Horasan’a ayrılan seçki. Sanatçının parçalanmış bedenleri, gerilimli renk alanları ve insan ruhunun karanlık bölgelerine yaklaşan figürleri, onun sanat dünyasında bıraktığı güçlü izi yeniden hatırlatıyor.
Horasan’ın eserlerine bugün bakmak yalnızca bir anma duygusu yaratmıyor. Aynı zamanda bir sanatçının kişisel dünyasının, fiziksel yokluğundan sonra eserleri aracılığıyla nasıl konuşmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu bölüm hızlıca geçilecek bir fuar durağı değil; biraz yavaşlamak ve bakışın sessizleşmesine izin vermek gereken bir alan.
Cam, Karton, Tekstil ve Üç Boyutlu Baskı: Malzeme Hikâyenin Kendisi
Serenay Gülyağcı, Amaranth, 2026. Cam, 20 × 20 × 42 cm. Taksim Sanat
Bu yıl eserlerin anlattığı hikâyeler kadar hangi malzemelerle üretildiği de dikkat çekiyor. Serenay Gülyağcı’nın üfleme camdan oluşan Amaranth adlı heykeli, kırılganlık ile direnç; doğa ile endüstri arasındaki ilişkiye odaklanıyor.
Alice Aycock’un kasırga hareketini donmuş bir forma dönüştüren Spinning Top #2 adlı alüminyum heykeli, hareket etmeyen bir nesnenin nasıl enerji hissi yaratabileceğini gösteriyor. Andrea Bowers geri dönüştürülebilir kartonu ekolojik bir söylemin parçasına dönüştürürken, Gülnihal Kalfa’nın şiirsel figürleri insanın doğayla kurduğu dönüşümlü ilişkiyi anlatıyor.
Emre Tura’nın fotoğrafla resim arasındaki sınırı bulanıklaştıran Still Field adlı çalışması ise ilk bakışta sakin görünen bir manzarayı, zaman ve terk edilmişlik duygusuyla tekinsiz hâle getiriyor.
GecceGusto Seçkisi: Kaçırılmaması Gereken Duraklar

Johnny Depp – The Bunnyman: Popüler kültür ile çağdaş sanat arasındaki sınırın en çok konuşulacak örneği.
Judy Chicago – Woman with Orange Flares: Feminist sanat tarihinin hâlâ güncelliğini koruyan güçlü görüntülerinden biri.
Tracey Emin – Choose Love: Kırılganlığı cesur ve doğrudan bir görsel dile dönüştüren çalışma.
Hande Şekerciler – Antinomy no:019: İletişim, sessizlik ve insanın iç çatışmaları üzerine etkileyici bir heykel.
Halil Altındere – Osmanlı Şehzadelerinin Dronlu Sünnet Şenliği: Minyatür geleneği, teknoloji ve güncel politik bakışın aynı yüzeyde buluşması.
Serenay Gülyağcı – Amaranth: Camın kırılganlığını doğanın direnme gücüyle bir araya getiren şiirsel form.
Mustafa Horasan seçkisi: Fuarın en sessiz, en duygusal ve en güçlü duraklarından biri.
Fuarı Daha İyi Gezmek İçin Küçük Bir Editör Notu
Contemporary Istanbul’u tek seferde “bitirmeye” çalışmayın. Önce büyük salonları ve özel projeleri görün; ardından sizi ilk bakışta durduran birkaç esere geri dönün. Etiketleri okuyun, galerilere soru sorun ve yalnızca ünlü imzalara yönelmek yerine daha önce adını duymadığınız bir sanatçıya zaman ayırın.
Telefonla yüzlerce kare çekmek yerine gerçekten hatırlamak istediğiniz birkaç işi fotoğraflayın. Çünkü iyi bir sanat fuarı, ne kadar çok eser gördüğünüzle değil, fuardan çıktıktan sonra hangi eserin zihninizde yaşamaya devam ettiğiyle ölçülür.
İstanbul Bu Hafta Sanat Konuşacak
Contemporary Istanbul 2026; piyasa, kültür, popülerlik ve sanatsal deneyimin aynı çatı altında buluştuğu büyük bir şehir sahnesi kuruyor. Johnny Depp’in medyada büyük ilgi gören ilk heykeli fuara yeni bir izleyici çekerken; Judy Chicago, Tracey Emin, Niki de Saint Phalle ve Yayoi Kusama gibi isimler sanat tarihinin güçlü damarlarını bugüne taşıyor. Türk sanatçıların uluslararası galerilerdeki görünürlüğü ise İstanbul’un yalnızca ev sahibi değil, sanat üretiminin aktif merkezlerinden biri olduğunu yeniden hatırlatıyor.
Tersane İstanbul’un tarihi duvarları arasında bu yıl bizi tek bir estetik değil; hafıza, beden, teknoloji, doğa, popüler kültür ve kimlik üzerine çoğalan sorular bekliyor. Fuarın en iyi tarafı da tam burada: Herkes aynı salonlardan geçiyor ama herkes kendi hikâyesiyle çıkıyor.












