gecce-

İstanbul’da bazı akşamlar vardır; şehrin tüm melodileri aynı sofrada buluşur. Boğaz, ışıklarını suya bırakırken, kentin ritmi gastronominin ince dokularına karışır. Dün akşam Swissôtel The Bosphorus’un sevilen restoranı Madhu’s İstanbul, iki usta şef Soner Kesgin ve Murat Bozok’u aynı mutfakta buluşturan özel bir 4 Hands Dinner deneyimine ev sahipliği yaptı.

Ben de o masada yalnızca bir misafir değil; iki şefin ortak yaratımının doğduğu ana tanıklık eden biri olarak oturdum. Doğu’nun yüzyıllık baharat hafızası, Londra’daki Madhu’s kültürünün rafine geleneği ve Türkiye’nin güçlü yerel damak zevki bu akşam aynı zeminde birleşti. Ortaya çıkan şey sadece bir menü değil; iki mutfak kültürünün birbirine saygı duyarak kurduğu bir köprüydü.

İki Ustanın Hikayesi: Mutfakta Atılan Ortak Adımlar

Gecce başlamadan önce hem Soner Kesgin hem de Murat Bozok’la kısa bir sohbet etme fırsatım oldu. Her iki şefin de gözlerinde aynı heyecan vardı: yaratıcı risk alma arzusu. Klasik reçetelerin konfor alanından çıkıp, iki mutfağın dokusunu birbirine dokundurma fikri onları açıkça motive etmişti.

Murat Bozok, bu özel gecceye dair duygularını bana şöyle anlattı..

“Soner Şef bu işbirliği teklifini getirdiğinde gerçekten çok heyecanlandım. Zaten daha önce de Madhu’s’a geliyordum; mekanın ruhunun, Londra’daki öneminin ve Soner Şef’le dostluğumuzun bende yarattığı başka bir karşılığı var. Birlikte şunu düşündük: Bu baharatların, bu kültürün derinliğini Türkiye’deki damak zevkiyle nasıl buluşturabiliriz? Doğu ile Batı’nın kesişiminde farklı bir yorum ortaya çıkabilir mi? Sonrasında beraber çalışmaya başladık ve bu gecce de o fikirlerin karşılık bulmuş hali oldu.”

Bu yaklaşımın sıcaklığı, tevazusu ve vizyoner tarafı gecce boyunca her tabakta hissediliyordu.

Soner Kesgin’in olgun, dengeli, rafine mutfak kurgusu ile Bozok’un sezgisel teknik hakimiyeti birleşince sonuç: hem karakterli hem çok katmanlı bir mutfak dili oldu.

 

Menünün Yolculuğu: Baharat, Asidite ve Denge Üzerine Kurulu Bir Hikaye

 

Amuse Bouche – Pani Puri Tantuni

Baharatlı tavuk tantuni, lime, tatlı yoğurt ve aromatik domates… Sunum minimal, tat ise net bir giriş cümlesi gibiydi. Gecceyi açan bu ilk lokma, Hint sokak mutfağının hafif bir selamını taşıyordu.

 

Başlangıçlar: Renkler ve Tekniklerin İnceliği

Çanakkale Kırmızı Karides Ceviche: Tiger milk, mango salsa, chili biber ve frenk soğanı.

Tabak masaya geldiğinde ilk his: minyatür bir sanat eseri. Mango’nun tropikal dokunuşu, cevichenin asiditesi, chili’nin hafif keskinliği ve tazeliği; tümü dengeli bir bütünlük içindeydi. Bozok’un dokunuşu, özellikle tat profilindeki denge arayışında kendini net bir şekilde belli ediyordu.

Sebzeli Samosa Chaat: Çıtır sebze dolgulu hamur, nohut, tatlı yoğurt, nane ve demirhindi çatni.

Benim için samosa zaten başlı başına bir tutkudur ama bu yorum kesinlikle bir üst seviyeye taşınmıştı. Bir lokmada tatlı, ekşi ve ferah tatların ardışık ritmi adeta ağızda küçük bir festival havası yarattı.

Çıtır Kalamar: Deniz yosunu ve kajulu raita ile.

Hint mutfağında deniz ürünlerinin baskın olmamasına rağmen bu tabak, Hint baharat kültürü ile deniz ürünlerinin narin yapısını kusursuz bir şekilde birleştiriyordu.

Duck Sausage – Ördek Sucuk: Yanık soğan chutney ve altta enfes körili karnabahar püresi.

Geccenin tartışmasız yıldızlarından biriydi. Ördek etinin tok karakteri, karnabahar puresinin baharatlı sıcaklığı ile birleşince ortaya bambaşka bir lezzet dünyası çıktı.

 

Ginger & Lime Sorbet

Tam yerinde bir dokunuş. Baharatların ısısını hafifçe susturan, damağı sıfırlayan ferah bir nefes.

 

Ana Yemek: Royal Thali – Doğu ve Batının Aynı Tabakta Harmanı

Bu tabak klasik bir Thali sunumu değil; Madhu’s imzasını taşıyan modern bir kompozisyondu.

  • Masaledar Kuku (Tavuk)

  • Kashmiri Rogan Josh (Kuzu — benim de favorilerimden)

  • Makhni Dal

  • Safran Pilavı

  • Raita (salatalık & havuçlu)

  • Tandoori Naan

Bu lezzetlerin her biri kendi başına karakter taşıyordu. Ama gecceyi unutulmaz yapan detay, Soner Şef’in masada verdiği küçük ama altın değerinde tavsiyeydi: “Hepsini ayrı ayrı değil, birbirine temas ettirerek yiyin. Tadın nasıl dönüştüğünü görün.”

Gerçekten de öyle oldu. Lezzetleri tabakta birleştirerek yediğimde ortaya bambaşka bir tat çıktı. Safranın sıcaklığı, Rogan Josh’un derin aroması, dal’ın yumuşak dokusu, naan’ın tütsülü notaları ve raitanın ferahlatıcı etkisi.. Hepsi birlikte ağızda yeni bir dünya yaratıyordu.

Bu, sadece yemek yemek değil; gastronomik bir cümleyi yeniden kurmak gibiydi.

Tatlı: Gulab Jamun Cheesecake – Geccenin Sessiz Ama En Güçlü Finali

Ana yemeğin ardından masaya gelen tatlı, geccenin ritmini yumuşacık bir finale bağlayan zarif bir yorumdu: Gulab Jamun Cheesecake.

Beyaz çikolata ve vanilyalı cheesecake ile kaplanmış, içinden ise klasik Hint tatlısı gulab jamun’ın sıcak, aromatik dokusu çıkan bu tabak, uzun zamandır yediğim en nefis tatlı kombinasyonlarından biriydi. Hint mutfağının geleneksel şerbetli tatlısı, Cheesecake’in modern dokusuyla buluşunca ortaya hem tanıdık hem şaşırtıcı, hem güçlü hem de zarif bir tat profili çıkmıştı.

Bu tatlı sadece yemeğin sonu değildi; geccenin anlatısını tamamlayan, Doğu ile Batı’nın son kez birbirine dokunduğu küçük ama unutulmaz bir imza gibiydi.

 

Madhu’s İstanbul’da Yeni Bir Dönem Başlıyor

Gecce sonunda masadan kalkarken hissettiğim şey çok netti: Madhu’s, İstanbul’un gastronomi sahnesinde zaten önemli bir yerde duruyor. Ama bu 4 Hands Dinner, o yerin çok daha parlak bir seviyeye taşındığının güçlü bir işaretiydi.

Ve güzel haber şu: Bu özel menü, hafta boyunca Madhu’s İstanbul’da servis edilecek. Ayrıca Soner Şef’in verdiği bilgiye göre,
önümüzdeki birkaç ay içinde bu işbirliğinden doğan yeni lezzetleri de menüde görmeye başlayacağız.

Yani dün akşam yaşadığımız şey bir final değil; uzun soluklu bir mutfak yolculuğunun başlangıcı.

Boğaz’ın ışıkları altında, iki şefin kalpten gelen üretimiyle şekillenen bu gastronomik buluşma, İstanbul’un hafızasında özel bir yer açmaya aday..