İstanbul’un Yeni Gustosu: Kadınların Yarattığı Markalar Radarımda
Güçlü kadınlar, güçlü markalar, yeni nesil lüks anlayışı
Gül Erçetingöz yazdı
Geçtiğimiz hafta İstanbul, uzun zamandır hissetmediğimiz kadar hareketliydi.
Arka arkaya gerçekleşen davetler, yeni marka lansmanları, özel iş birlikleri, tasarım buluşmaları ve yaratıcı kadınların enerjisiyle dolu yoğun bir haftayı geride bıraktık.
Bazı davetler yalnızca güzel organize edilir.
Bazıları ise hafızanızda kalır.
Ben de bu hafta boyunca aklımda kalan, gerçekten ruhu olan, estetik dili güçlü, kendi hikâyesini yaratabilmiş markaları sizlerle paylaşmak istedim.
Ve bu listenin ilk sırasında, yıllardır çizgisini bozmadan Türk modasını couture dünyasında uluslararası noktaya taşıyan çok özel bir isim var: Özlem Süer.
Nişantaşı’nın Ortasında Başka Bir Dünya: Özlem Süer House

Nişantaşı’nda manolya ağaçlarının arasına gizlenmiş tarihi köşkün bahçesinden içeri adım attığınız anda kendinizi İstanbul’dan uzaklaşmış gibi hissediyorsunuz.
Bugün “Özlem Süer House” olarak bilinen bu etkileyici yapı, 1928 yılında Mimar Housemeister tarafından inşa edilmiş. İstanbul’un kozmopolit geçmişini bugüne taşıyan nadir yapılardan biri.
Burası yalnızca bir moda evi değil.
Sanatın, zanaatin, tasarımın ve estetik yaşam biçiminin iç içe geçtiği yaşayan bir atmosfer.
Özlem Süer markasının geçmişte yine İstanbul’un simge yapılarından Narmanlı Apartmanı’nda konumlanmış olması da aslında markanın tarihi dokuyla kurduğu özel bağın en güçlü göstergelerinden biri.
Köşkün orta katında yer alan ana salon ve dört ayrı oda, Özlem Süer’in hazır koleksiyonuna ait özel parçalara ev sahipliği yapıyor. Ana salonda yüksek moda abiyeler ve couture gelinlikler öne çıkarken, odalarda gündüzden geceye taşınabilecek zamansız tasarımlar yer alıyor.
Her parçanın kumaşı, dokusu, kalıbı ve dikiş detayları büyük bir özenle hazırlanıyor.
Yılda dört ayrı koleksiyon hazırlayan markanın en sevdiğim taraflarından biri ise bazı kumaşların yalnızca tek bir tasarım için kullanılması.
Yıllar içinde benim de Özlem Süer koleksiyonundan aldığım birçok hazır giyim parçam oldu. Ve her ziyaretimde yeni kumaşlar, yeni formlar ve yeni sürprizlerle karşılaşmak beni hâlâ heyecanlandırıyor.

Zanaatin Yeni Yorumu: Atelier Terra Madre
Özlem Süer’in geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği iş birliği ise benim için haftanın en ilham veren buluşmalarından biriydi.
Atelier Terra Madre.


Güliz ve Efe Urgunlu tarafından yaratılan marka; ev, sofra ve dekorasyon dünyasına Anadolu’nun köklü zanaat kültürünü modern bir estetikle taşıyor.
Toprağın doğal kıvrımlarıyla bronz dökümün birleştiği parçalar yalnızca dekoratif objeler değil; adeta geçmişle bugün arasında kurulan duygusal bir bağ gibi.
Bugünün hızla tüketilen dünyasında sofrayı yeniden bir ritüel hâline getiren bu yaklaşımı çok kıymetli buluyorum.
Uzun sohbetlerin yapıldığı, birbirinden stil sahibi kadınların bir araya geldiği davette Terra Madre’nin özel parçalarını yakından incelemek ve markanın yaratıcılarıyla sohbet etmek benim için ayrıca keyifliydi.
Sevgili Özlem Süer sayesinde bildiğim ama bu kadar yakından tanıma fırsatı bulamadığım Terra Madre, artık benim için de radarda olan markalardan biri.
Sessiz Lüksün Yeni Yorumu: Fine People Community

Geçtiğimiz hafta radarımda olan bir diğer marka ise Fine People Community oldu.
Markanın kurucusu Bahar Akbulut yalnızca güzel bir kadın değil; çizgisi, enerjisi, duruşu ve hayata bakışıyla çok güçlü bir stil dili yaratmış biri.
Fine People Community, zamansız ve minimal çizgisiyle “elevated basics” kavramını gerçekten doğru yorumlayan markalardan biri.
Doğal tonlar, hafif dokular, kaliteli kumaşlar, bilinçli tüketim yaklaşımı ve iyi hissettiren parçalar…

Özellikle organik sertifikalı yüzde yüz keten kumaşlardan hazırlanan koleksiyonları çok başarılı buldum.

Nişantaşı Akkavak’taki yeni mağazasında gerçekleşen lansmanda sevgili Bengühan Bora ile birlikte sezon için kendimize harika parçalar seçtik. Özellikle keten seviyorsanız bu markayı kesinlikle radarınıza almanızı öneririm.
Mücevheri Gündelik Hayatın Parçasına Dönüştüren Kadın: Kısmet By Milka

Bu hafta radarımda olan ve beni yeniden etkileyen markalardan biri de kuşkusuz Kısmet By Milka oldu.


Bugün dünya çapında güçlü bir bilinirliğe ulaşmış olsa da markanın hikâyesi aslında çok cesur bir kararla başlıyor.
Milka Karaağaçlı İnce, tam 15 yıl önce parlak kariyerini geride bırakıp sıfırdan kendi markasını yaratma hayalinin peşinden gidiyor. Ve o dönem için oldukça farklı bir bakış açısıyla mücevheri yalnızca özel günlerin değil, gündelik yaşamın da vazgeçilmez bir parçasına dönüştürüyor.
Bence Kısmet By Milka’nın en büyük başarısı tam da burada başlıyor.
Çünkü marka, mücevheri “ulaşılamaz vitrin objesi” olmaktan çıkarıp stilin doğal bir uzantısına dönüştüren ilk markalardan biri oldu.
Geçtiğimiz hafta markanın Zorlu’daki davetine katıldığımda ise yalnızca yeni koleksiyonları değil, markanın geldiği noktayı da yeniden hissetme fırsatım oldu.
Bugün Kısmet By Milka; yaratım aşamasından üretime kadar mücevherin tüm yolculuğunu kendi bünyesinde yöneten çok güçlü bir yapı kurmuş durumda. Kara kalem çizimlerden 3D modellemeye, dökümden taş seçimine kadar her aşamanın aynı çatı altında ilerlemesi markanın tasarım gücünü çok daha özgür hâle getiriyor.
Ve bunu hissediyorsunuz.
Çünkü ortaya çıkan parçaların her biri yalnızca şık değil; aynı zamanda karakter sahibi.
Markayı tercih eden kadınları Milka’nın tanımıyla düşündüğümde aslında ortak noktaları çok net:
Kendini özgürce ifade eden, stilini cesurca taşıyan, trendleri takip ederken kendi kimliğini kaybetmeyen güçlü karakterler.
Bu yüzden marka bugün yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da güçlü bir karşılık buluyor.
İlk dünya yıldızının Madonna olması ise aslında tesadüf değil. Madonna’nın stil ekibinin Instagram’da görüp hayran kaldığı “M” yüzüğüyle başlayan hikâye, bugün global bir başarıya dönüşmüş durumda.
Markayı tercih eden isimler arasında Meghan Markle ve Scarlett Johansson gibi birçok dünya yıldızı yer alıyor.
Geçtiğimiz hafta gerçekleşen davette ise Milka Karaağaçlı İnce ve Dicle İpek Öztaşkın ev sahipliğinde markanın yeni inovasyonu “K-Formula”, ikonik “The Shift” koleksiyonu ve yeni koleksiyon “Lucky One” davetlilerle buluştu.
Özellikle “The Shift” koleksiyonundaki fonksiyonel tasarımlara gerçekten bayıldım.
Altın ve platin materyallerle hazırlanan parçalar; ister kolye, ister bileklik, ister farklı formlarda kullanılabiliyor. Mücevhere çağdaş, dinamik ve dönüşebilen bir yaklaşım getiren bu fikir bence çok etkileyici.
Çünkü artık yeni lüks yalnızca gösterişli olmak değil; akıllı, fonksiyonel, zamansız ve kişisel olabilmekten geçiyor.
Ve Kısmet By Milka tam da bunu çok iyi yapıyor.
Karaköy’de Yeni Bir Lezzet Durağı: İZAZ
Ve gelelim beni geçen hafta en şaşırtan keşiflerden birine…
İZAZ.

Başarılı iş insanı Başak Pelister’in davetiyle açılışına katıldığım İZAZ, Karaköy Bankalar Caddesi’nde yer alan çok özel bir deneyim alanı.
Daha içeri girdiğiniz anda renkler, kokular, müzikler ve o sıcak atmosfer sizi başka bir dünyaya taşıyor.

İZAZ yalnızca bir gastronomi markası değil; çok duyulu bir yaşam deneyimi yaratmaya çalışan yeni nesil bir marka dili kuruyor.
Ben zaten hurma aşığı biriyim ama içi kuru yemiş dolgulu, üzeri aromatik çikolata kaplı ve meyve dolgulu hurmalarını tattıktan sonra sanırım artık müdavimleri arasına katıldım.
Kakuleli kahvesi ve Hint mutfağının baş tacı mango lassi’si ise gerçekten aklımda kaldı.

Çıkarken sevdiklerime rengârenk hurmalardan almayı da ihmal etmedim.
Eğer yolunuz Karaköy’e düşerse mutlaka uğrayın.
Gitme şansınız olmazsa bile internetten sipariş verin derim.


Güçlü Kadınlar, Güçlü Markalar
Yazının sonuna gelirken bir şeyi fark ettim.
Bu hafta beni en çok etkileyen markaların arkasında kadınlar vardı.
Üreten, çalışan, risk alan, kendi estetik dünyasını yaratan, fark yaratan kadınlar…
Sanırım artık yeni lüks tam olarak burada başlıyor:
Ruhu olan markalarda.
Hikâyesi olan tasarımlarda.
Ve kendi dünyasını cesurca kurabilen kadınlarda.
Çünkü kadınların yarattığı dünyalar; daha zarif, daha yaratıcı ve kesinlikle daha ilham verici oluyor.












