gecce-

43. İstanbul Film Festivali’ne Geri Sayım Başladı!

Bu makalede

Paylaş

43. İstanbul Film Festivali’ne sayılı günler kaldı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 43. kez düzenlenen İstanbul Film Festivali, sinemaseverlerle buluşmak için gün sayıyor. Gecce Gusto Sanat ve Travel Editörü Caner Ural sizler için 43. İstanbul Film Festivalini ve Festivalde izlenecek filmleri aşağıda sizler için mercek altına aldı… Yılın En Güzel Zamanı: 43. İstanbul Film Festivali 17-28 Nisan arasında N Kolay sponsorluğunda gerçekleştirilecek 43. İstanbul Film Festivali dünya sinemasının en yeni örnekleri, kült yapıtlar, usta yönetmenler ve genç yeteneklerin son filmlerinin de aralarında olduğu 132 uzun metrajlı ve 12 kısa filmden oluşan zengin bir program sunuyor. 12 gün sürecek festivalde, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı kazanan “Dahomey”, En İyi Belgesel ödülünü kazanan “Gidecek Yer Yok”, En İyi Yönetmen ödülünü kazanan “Pepe”nin yanı sıra usta yönetmenler “Wim Wenders”, Tarsem Singh, Richard Linklater, Denys Arcand, Olivier Assayas ve Ferzan Özpetek’in son filmleri de sinemaseverlerle buluşacak. 43. İstanbul Film Festivali programında, ulusal ve uluslararası yarışmaların ve merakla beklenen filmleri bir araya getiren N Kolay Galaları’nın yanı sıra Dünya Festivalleri’nden Genç Ustalar’a, Mayınlı Bölge’den Antidepresan’a, Çiçek İstemez’den Nerdesin Aşkım? ve Cinemania’ya 16 farklı bölümde filmler yer alıyor. Festivalde film gösterimlerinin yanı sıra konuk yönetmen ve oyuncuların katılımıyla yapılacak söyleşiler, özel gösterimler ve etkinlikler de izleyicilere sinema dolu günler yaşatacak. Festivalin tüm programı film.iksv.org adresinden incelenebilir.

Festivalde kaçırılmaması gerekenler

Bu yıl ilk defa festivalde sinemaseverler için eski bilet kampanyası uygulanıyor., Eski festival biletini saklayan izleyicilere Hayallerim, Aşkım ve Sen filminin 19 Nisan 19.00 seansındaki gösterimine bu eski biletle davetiye sağlanmıştı. Kampanyaya izleyicilerimizin ilgisi öyle yoğun oldu ki, Hayallerim, Aşkım ve Sen filmine yalnızca eski biletlerle girilebilen bir seans daha eklendi. 28 Nisan Pazar günü 11.00’deki seansa eski biletle giriş yapılabilmesi için rezervasyon yapılması gerekiyor ve atılım kapasiteyle sınırlı.
Türkiye ve dünya sinemasının seçkin örnekleri, ödüllü filmler, özel gösterimler, yıldız oyuncular ve usta yönetmenler, 17-28 Nisan tarihleri arasında festivalde bir araya geliyor. Festival, sinemaya gönül veren ve emek harcayan isimlere verilen Sinema Onur Ödülleri’ni bu yıl oyuncu Meral Orhonsay ve yönetmen Engin Ayça’ya takdim edecek.

Sinemaseverlerin ve müzik tutkunlarının heyecanla beklediği festivalin özel bölümü olan Musikişinas, festivalde tekrar yerini alıyor.

Sinemaseverlerin ve müzik tutkunlarının heyecanla beklediği festivalin özel bölümü olan Musikişinas, festivalde tekrar yerini alıyor. Dünya çapında müzik tarihine yön vermiş efsanevi isimlerin unutulmaz hikayelerini beyazperdeye taşıyan Musikişinas, müziği hayatlarının ayrılmaz bir parçası olarak görenlerin ilham verici öykülerini bir araya getiriyor. “Stop Making Sense”, “Ryuichi Sakamoto | Opus”, “Dimitris Skyllas: afterpop”, “Gloria!” ve “Boléro” gibi filmler, Musikişinas seçkisinde yer alıyor.

43. İstanbul Film Festivali’nde Özel Gösterim: Kuzeyden Gelen Adam, Kadir İnanır’ın Hayatını Beyazperdeye Taşıyor.

Festival sürecinde sezonun merakla beklenen 9 filmin Türkiye’deki ilk gösterimleri “N Kolay Galaları” başlığı altında gerçekleşecek

İlk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapan, kadrosunda Jude Law ve Alicia Vikander’ın yer aldığı, Karim Aïnouz’un yönettiği Kraliçe’nin Oyunu öne çıkan gala filmlerden. Ayrıca festival konuğu olarak İstanbul’a gelecek Levan Akin’in yönetmenliğindeki Geçiş de merakla beklenenler arasında. Atom Egoyan’ın yazıp yönettiği Seven Veils de seyirciyle buluşurken, festivalin konuklarından Ferzan Özpetek’in üç kısa filminden oluşan Bir İstanbul Üçlemesi de beklenilen festival gösterimlerinden.

Festivalin dikkat çeken konukları: Wim Wenders ve Koji Yakusho

Wim Wenders’in Alman sanatçı Anselm Kiefer’in yaşamını konu alan Anselm filmi, festivalin merakla beklenenleri arasında. Anselm dışında Wim Wanders’in yönetmenliğini yaptığı iki film daha, Alice Kentlerde ve Koji Yakusho’ya yer veren Mükemmel Günler de izleyicilerle buluşacak. Japonya ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 100. yıldönümünde festival kapsamında İstanbul’a gelen Koji Yakusho, Japonya’nın en tanınmış ve saygın oyuncularından. Yakusho, filmografisinde öne çıkan dört filmle festival programına dahil. 13 Suikastçı, Gökyüzünün Altında, Aşka Davet ve Mükemmel Günler filmleri gösterimde olacak.

        Festivalin Öne Çıkan Filmleri

İstanbul Film Festivali’nde bu yıl öne çıkan filmleri Caner Ural sizler için aşağıda paylaşıyor.

Hit Man

Festivalin açılış filmi “Before” serisiyle kalbimizi çalan Richard Linklater, gazetede gördüğü bir haberden ilham aldığı yeni filminde hem polis hem de kiralık katil bir adamın ilginç hikâyesini anlatıyor. Filmin başrolü Glen Powell’ın aynı zamanda Linklater ile birlikte senaryoyu yazması da hoş bir detay.

Crossing

“And Then We Danced” ile dikkatleri üzerine çeken Levan Akin’in yeni filmi “Crossing”in büyük bölümü İstanbul’da geçiyor. Yönetmenin “İstanbul’a aşk mektubum” olarak tanımladığı bu filmi İstanbul Film Festivali’nde izlemekten daha doğru bir seçenek olamaz diye düşünüyoruz.

After Hours

Martin Scorsese’nin şüphesiz en iyi filmlerinden “After Hours”, restore edilmiş versiyonuyla festivalin sürprizleri arasında. Filmde kendi hâlinde bir adamın baştan sona aksilikten paçayı kurtaramadığı olaylı geceyi izliyoruz.

The Empire (İmparatorluk) – IMDb: 5.2

“The Empire” adlı film, 2024 yılında kuzey Fransa’nın Opal Kıyıları’nda bulunan sessiz bir balıkçı kasabasında geçiyor. Bruno Dumont’un yönettiği film, kasabaya gelen ve gizemli bir şekilde kaybolan bir grup yabancıyı izleyiciye aktarıyor. Göç, yabancı düşmanlığı, sırlar ve gizemlerle örülü olan film, Dumont’un minimalist tarzını ve gerilim dolu atmosferini yansıtırken, küçük kasaba hayatının dedikoduyla beslenen dokusunu da başarıyla aktarıyor.

Pepe – IMDb: 5.9

“Pepe” adlı film, Kolombiya’da Pablo Escobar’ın özel hayvanat bahçesine getirilen bir su aygırının hikayesini anlatıyor. Pepe’nin Kolombiya’ya gelişi ve Escobar’ın ölümünden sonraki yaşamı, ülkenin uyuşturucu ticaretinin yarattığı tahribatı ve güç ile yozlaşmanın etkilerini gözler önüne seriyor. Yönetmen Nelson Carlo de Los Santos Arias’ın belgesel ve kurmaca unsurları harmanladığı deneysel tarzıyla çekilen film, uyuşturucu ticaretinin gölgesindeki Kolombiya’nın karmaşık tarihine ve hayvan refahı ile sömürüsüne dair derinlemesine bir portre sunuyor.

Man in Black (Karanlıktaki Adam) – IMDb: 7.0

“Man in Black” adlı film, Çin’in ünlü bestecilerinden Wang Xilin’in yaşamını belgeleyen bir yapım. Wang Xilin’in 1949’da Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na katılışıyla başlayan film, Kültür Devrimi’nin getirdiği zorbalıklara maruz kalışını, hayatta kalma mücadelesini ve 2023’teki ölümüne kadar olan yaşamını kronolojik bir şekilde izleyiciye sunuyor. Yönetmen Wang Bing’in minimalist tarzı ile işlenen film, sanat ile siyaset arasındaki ilişkiyi, yaratıcı özgürlüğün önemini ve Çin’in yakın tarihini derinlemesine ele alıyor.

Gloria! – IMDb: 6.6

“Gloria!” adlı film, 18. yüzyıl İtalya’sında bir yetimhanede yaşayan ve müzik tutkusuyla yanıp tutuşan genç bir kadın olan Teresa’nın hikayesini anlatıyor. Teresa, sessizliği ve yalnızlığıyla bilinir ve yetimhanenin diğer sakinleri tarafından dışlanır. Ancak bir gün, yetimhanenin gizli bir köşesinde bir piyano keşfeder ve bu keşif hayatını sonsuza dek değiştirir. Margherita Vicario’nun yönettiği film, müzik ve yaratıcı ifadenin gücünü vurgularken, kadınların sessizleştirilmesi ve özgürlük arayışını işliyor.

Eureka (Evreka) – IMDb: 6.3

“Eureka” adlı film, 1870’lerde Amerika’nın vahşi batısında geçen dört farklı hikayeyi bir araya getirerek insan ruhunun direnci ve hayatta kalma mücadelesini işliyor. Kızılderililerin topraklarını koruma savaşı, altın arayıcılarının tehlikeli yolculuğu, bir kadının yeniden başlama çabası ve bir kölenin özgürlüğe kaçışı gibi farklı temalar, yönetmen Lisandro Alonso’nun minimalist ve doğayla iç içe geçen tarzıyla harmanlanarak izleyiciye sunuluyor.

Do Not Expect Too Much from the End of the World (Dünyanın Sonundan Çok Da Bir Şey Beklemeyin) – IMDb: 7.4

“Do Not Expect Too Much from the End of the World” adlı film, çalışma hayatının zorluklarına ve adaletsizliklerine odaklanırken, Angela adlı bir prodüksiyon asistanının hikayesini anlatıyor. Angela, çok uluslu bir şirket için işyeri güvenliği videosu çekerken, bir işçinin şirketin güvenlik zafiyetlerini açığa çıkaran itiraflarıyla karşılaşır. Kendi işini kurtarma ve şirketin öfkesiyle başa çıkma arasında sıkışan Angela, hem modern çalışma hayatının gerçeklerini hem de ahlaki seçimlerin karmaşıklığını keşfeder. Radu Jude’un yönettiği film, kara mizah ve hiciv unsurlarıyla dolu, derin düşüncelere sevk eden bir dramatik yapıya sahip.

Dear Jassi (Sevgili Jassi) – IMDb: 8.3

“Sevgili Jassi,” Hindistan’da geçen gerçek bir Romeo-Juliet hikayesini anlatıyor. 1990’larda, Kanada’dan Hindistan’a akraba ziyaretine giden Jassi, aynı mahalledeki çekçek sürücüsü Mithu ile karşılaşır ve birbirlerine âşık olurlar. Ancak zalim ailelerinin, toplumun ve evrenin engelleriyle karşılaşırlar. Tarsem Singh’in yönettiği film, trajik ve romantik tonlarıyla, merkezinde vahşi bir cinayet olan bir aşk hikayesini izleyiciyle buluşturuyor.

Perfect Days

Wings of Desire’ın Alman yönetmeni Wim Wenders, muazzam bir filme imza atmış. Wenders, 85 yapımı olan belgeseli Tokyo-Ga’yı tüm zamanların en iyi yönetmenlerinden olan Ozu’ya aşk mektubu gibi yapmıştı. Ozu’nun sinemasını anlamak için yıllar önce belgesel çeken Wenders, bugün karşımıza “Perfect Days” ile çıkıyor. Perfect Days; kavgaların, patlamaların ve gürültünün bol olduğu günümüz sinemasında temiz bir nefes. Rock’n Roll müzik ve tuvalet temizliği. Adeta bir Murakami romanından fırlamış gibi.

Etiketler