2025’te Yeme-İçme Alışkanlıklarımız Değişti
Peki 2026’da Sofralar Neye Evrilecek?

2025, yeme-içme dünyasının yüksek sesle konuştuğu ama bir o kadar da kendiyle yüzleştiği bir yıl oldu. Trendler hiç bu kadar hızlı yayılmamıştı; fakat hiçbir trend de bu kadar çabuk sorgulanmamıştı. Moda mutfağa girdi, teknoloji arka plana yerleşti, sosyal medya menüleri şekillendirdi. Sofralar kalabalıklaştı ama beklentiler sadeleşti.
Bu yıl boyunca şunu daha net görmeye başladık:
Artık “yeni” olmak tek başına heyecan yaratmıyor. Gösteri dikkat çekiyor ama kalıcı bağ kurmuyor. Yeme-içme dünyası 2025’te tam da bu noktada durdu; hızla tüketilen heveslerle, gerçekten hayatta kalacak alışkanlıklar arasındaki fark görünür hâle geldi.
Moda ve gastronomi arasındaki yakınlaşmadan alternatif proteinlere, TikTok’tan beslenen tariflerden alkolsüz sofraların normalleşmesine kadar pek çok başlık aslında aynı soruya çıkıyordu:
Biz ne yiyoruzdan çok, neden bunu bu kadar konuşuyoruz?
Bu yazı, 2025’te yeme-içme alışkanlıklarımızı şekillendiren başlıkları abartmadan, romantize etmeden; gerektiğinde mesafeli, gerektiğinde eleştirel bir gözle ele alıyor. Aynı zamanda şu sorunun da peşine düşüyor:
2026’da sofralar gerçekten nereye evrilecek?
Çünkü artık gastronomi yalnızca lezzetle değil; değerle, anlamla ve niyetle ölçülüyor. Ve bu yeni dönemde asıl mesele, trendleri yakalamak değil; hangilerinin bizimle kalacağını ayırt edebilmek.
Sofrada Ne Değişti, Biz Nereye Gidiyoruz?

2025, yeme-içme dünyasının yalnızca ne yediğini değil, neden yediğini de yüksek sesle sorguladığı bir yıl oldu. Trendler hiç bu kadar hızlı yayılmamıştı; ama hiçbir trend de bu kadar çabuk anlamını kaybetmemişti. Matcha’dan salatalık salatasına, Dubai çikolatasından TikTok tariflerine uzanan bir hız çağında, sofralar kalabalıklaştı ama sorular da çoğaldı.
Bu yıl bize şunu net biçimde gösterdi:
Artık yenilik tek başına heyecan yaratmıyor. Gösteri alkış alıyor ama sadakat üretmiyor. Yeme-içme dünyası 2025’te bir eşikte durdu; 2026’ya ise bu eşikten geçerek giriyor.
2025’in Bıraktığı İzler

2025 boyunca gastronomi; modayla flört etti, teknolojiyle yakınlaştı, alkolden uzak durmayı normalleştirdi, bitki bazlı beslenmeyi yeniden tartışmaya açtı. Ama en önemlisi, deneyim ekonomisinin sınırlarına dayandı.
Viral olmak hâlâ mümkün. Ancak kalıcı olmak, her zamankinden daha zor. Çünkü tüketici artık şunu soruyor:
“Bu bana ne katıyor?”
Moda, Deneyim ve Sofranın Sahneye Dönüşmesi
2025’te moda ve gastronomi arasındaki ilişki, estetik bir işbirliğinden çıkıp anlatı ortaklığına dönüştü. Sofralar birer sahne, menüler birer hikâye oldu. Ancak bu sahne ışıkları altında şu gerçek daha görünür hâle geldi: Yemeği yalnızca bir aksesuar hâline getiren deneyimler hızla unutuluyor.
2026’ya giderken bu ilişki daha seçici olacak. Daha az ama daha anlamlı işbirlikleri; daha sessiz ama daha derin sofralar göreceğiz.
2026’da Bizi Ne Bekliyor?
1. Gösteriden İçeriğe Geçiş
2026’da “Instagrammable” olmak tek başına yeterli olmayacak. Sunum hâlâ önemli ama bağlam olmadan etkisi kısa sürecek. Kaynağı, emeği ve niyeti anlatan tabaklar öne çıkacak.
2. Az Ama Yoğun Yeme Deneyimleri
Porsiyonlar küçülürken tatlar yoğunlaşacak. Daha besleyici, daha işlevsel ve daha bilinçli menüler artacak. Yemeğin miktarı değil, bıraktığı etki konuşulacak.
3. Esnek Beslenme Ana Akım Olacak
Vegan ya da etobur kutupları yerine, bitki ağırlıklı ama katı olmayan bir yaklaşım yerleşecek. 2026, “etiketlerin” değil denge arayışının yılı olacak.
4. Alkolsüz Sofralar Normalleşecek
İçmemek artık bir tercih değil, sıradan bir seçenek. Alkolsüz içecekler yan rol değil, başrol üstlenecek. Barlar ve restoranlar bu alanı yaratıcı bir oyun alanına dönüştürecek.
5. Yerellik Romantik Değil, Stratejik Olacak
2026’da yerel olmak hikâye anlatmaktan ibaret olmayacak. İzlenebilirlik, gerçek tedarik ve sürdürülebilirlik masanın merkezine yerleşecek. Tüketici “nereden geliyor?” sorusunun cevabını bilmek isteyecek.
6. Teknoloji Sessizce Mutfağa Yerleşecek
Yapay zekâ ve veri analitiği sahneye çıkmayacak ama mutfağın arka planında işleri daha akıllı hâle getirecek. 2026, teknolojinin görünmeden fayda sağladığı bir yıl olacak.
Gül Erçetingöz’den Bir Not
2025 bize çok şey gösterdi ama belki de en önemlisi şuydu:
Yeme-içme artık sadece tatla ilgili değil; değerle ilgili.
2026’ya giderken sofralar daha sakin, özenli ve seçici olacak. Daha az konuşan ama daha çok hissettiren deneyimler öne çıkacak. Çünkü yeni dönemde soru şu:
“Bunu paylaşır mıyım?” değil,
“Bunu tekrar yaşamak ister miyim?”

2025, yeme-içme dünyasının yalnızca ne yediğini değil, neden yediğini de yüksek sesle sorguladığı bir yıl oldu. Trendler hiç bu kadar hızlı yayılmamıştı; ama hiçbir trend de bu kadar çabuk anlamını kaybetmemişti. Matcha’dan salatalık salatasına, Dubai çikolatasından TikTok tariflerine uzanan bir hız çağında, sofralar kalabalıklaştı ama sorular da çoğaldı.
Bu yıl bize şunu net biçimde gösterdi:
Artık yenilik tek başına heyecan yaratmıyor. Gösteri alkış alıyor ama sadakat üretmiyor. Yeme-içme dünyası 2025’te bir eşikte durdu; 2026’ya ise bu eşikten geçerek giriyor.
2025’in Bıraktığı İzler
2025 boyunca gastronomi; modayla flört etti, teknolojiyle yakınlaştı, alkolden uzak durmayı normalleştirdi, bitki bazlı beslenmeyi yeniden tartışmaya açtı. Ama en önemlisi, deneyim ekonomisinin sınırlarına dayandı.
Viral olmak hâlâ mümkün. Ancak kalıcı olmak, her zamankinden daha zor. Çünkü tüketici artık şunu soruyor:
“Bu bana ne katıyor?”
Moda, Deneyim ve Sofranın Sahneye Dönüşmesi



